Türk Telekom'da Manchester United
Şampiyonlar Ligi · Galatasaray — Manchester UnitedMaçın tek golü ve o gol onundu. Avrupa'nın en çok tanınan formasının karşısında, stadyumun bir daha oturmadığı bir akşam.
Santrfor · Kral · Galatasaray
Antalya, Türkiye188 cmGalatasaray
Kral lakabını taşımak, onu her maç yeniden hak etmek zorunda kalmak demekti.
Hikâyesi
Geç açan bir santrforun hikâyesi: birkaç kulüp gezdikten sonra ligin en golcüsü, sonra Avrupa'nın en tanıdık stadyumlarında gol atan adam.
Antalya'da başladı ve uzun süre bir vaat olarak kaldı. Beşiktaş'a gitti, Manisaspor'a gitti, Fenerbahçe'ye gitti; her yerde iyiydi, hiçbir yerde vazgeçilmez değildi. Uzun gövdeli santrforlar geç olgunlaşır derler — o cümlenin canlı örneği gibiydi.
Trabzonspor'da patladı. Bir sezon boyunca ligin en golcüsü oldu ve getirdiği şey sayı değil bir tavırdı: topu isteyen, sorumluluğu isteyen, kaybedince kimsenin arkasına saklanmayan bir forvet. 'Kral' lakabı o dönemde yapıştı ve bir daha çıkmadı.
Galatasaray'a geldiğinde otuzuna yaklaşıyordu ve kariyerinin en görünür yılları hâlâ önündeydi. Şampiyonlar Ligi geceleri onu Türkiye'nin dışına taşıdı: Türk Telekom'da Manchester United, ardından iki maçlık bir Real Madrid turu. Avrupa adını burada öğrendi.
Sonrası bir dolaşma daha oldu: Çin, dönüş, Beşiktaş, sonra Fransa. Lille'de otuz beş yaşında Ligue 1 şampiyonu oldu ve aynı dönemde A Millî Takım'ın kaptanıydı. Bir kariyerin en yüksek bölümünün en sona kalması nadirdir; onunki tam olarak öyle oldu.
Hat soldan sağa parlıyor: kariyer ilerledikçe ışık artıyor, bugünkü kulüpte zirveye çıkıyor.
Arşivin sakladığı geceler — her biri neden hatırlandığıyla birlikte.
Maçın tek golü ve o gol onundu. Avrupa'nın en çok tanınan formasının karşısında, stadyumun bir daha oturmadığı bir akşam.
Madrid'de kaybedilen tur İstanbul'da geri dönmeye çok yaklaştı. Tabela tersken gol atmak, gol atmanın en zor hâlidir.
Otuz beşindeydi ve kaptandı. O akşam üç gol attı; millî formayı taşımanın anlamı bir süre daha ona bağlandı.
Şampiyonluk son maça ve deplasmana kalmıştı. Maç bittiğinde otuz beş yaşındaki santrfor çimlerin üstünde ağlıyordu; Lille on yıl sonra Fransa şampiyonuydu.
Bu bölüm arşivin en kişisel yeri. Golün kendisi değil, nasıl olduğu.
Uzun gövdeyi savunmacıyla top arasına koyar ve ilk dokunuşu kendinden değil, rakipten uzağa atar. Böyle bir forveti düşürmeden durdurmak zordur. Ceza sahasının sırtı dönük hâlini seven az sayıda santrfordan biriydi.
Gol yenildikten sonra topu kimseye vermez, ortaya kendi taşır. Küçük bir hareket ama takıma söylediği şey belli: oyunu yeniden başlatan benim. Kaptanlık pazubendi takmadan önce de böyleydi.
Kafa topunda yükselmeyi değil, yükseleceği yeri kazanmayı önemser. Ortadan bir saniye önce vücudunu sokar, rakip zaten geç kalmıştır. Sıçrayış o işin sonu, başı değil.
Maç ve gol sayıları doğrulanmadığı için bu kümeye yazılmadı; yalnızca emin olunan kupalar duruyor.
Otuz beşinde bir ülkeyi şampiyon yapan santrforun kariyeri, hiçbir yerde erken bitmemiş demektir.
— Burak Yılmaz